mercredi 16 mai 2007

15/5 sali

3 haftadir bekledigimiz, (ya da hazirlandigimiz diyelim) presentation bugun. o zaman biz naptik, 7de evden ciktik, kavemizi ictik, studyoya daldik. saat ikiye kadar bi A0 'in ustune butun projeyi aciklamamiz gerekiyodu, onun yanisira presentation icin butun isaretlerimizi de bitirmemiz gerekiyodu, kisacasi cok calismamiz gerekiyodu! yaptik mi ama, yaptik! saat 1de herseyimiz hazirdi, ama haftalardir hazirlandigimiz presentation'in nerde, kime, ne kadar sureyle yapilacagi hakkinda hala bi fikrimiz yoktu. sonuc mu? duvara asili 4 ayri A0, karsilarinda oturan talia ve biz! bu kadar miydi yani? dedim, hem icimden, hem disimdan, ikisi de evet diye cevap verdi. neyse..en azindan talia fikirlerimizi begendi. biraz daha grafik uzerine calismamiz gerekicek, yarin aksama da onu bitirip talia'ya maillicez, sorasinda da trafik isaretlerini gercege dondurebilmek icin 'gerekli merci'lerle iletisime gecicez. gorelim bakalim gecebiliyo muyuz, gecemiyo muyuz...

merak eden varsa, hava muhtemelen -5 derece falan burda.
usuyoruz..cok!

14/5 pazartesi


bugun talia geldi gelicek diye butun gunumuz kendisini beklemekle gecti. bu sirada ama iyi oldu, biz biraz daha dusunme firsati bulduk talia'ya soliceklerimiz hakkinda. trafik isaretlerimizi nereye nasil koyucaz, onlari hazirladik kafamizda.
sora aksam 7de talia geldi, geldigi gibi de oturduk masaya, neyimiz var neyimiz yok konustuk. bize cok akillica bi fikir verip, isaretlerle bi hikaye anlatin, birbirini takip etsin, bolece yuruyen insanlar da merak edip hepsine dikkat ederler dedi..
aksam saat 10 bucuga kadar kaldik studyoda, olayin en guzel kismi da ismarlanan pizalar oldu. tamamen donmadan once de ciktik, eve donduk. tek hissettigim, yorgunluk...

lundi 14 mai 2007

12/5 cumartesi

saat 11'de valerie'den gelen 'sanirim daha once solemedim, bugun 17.30'da sunumunuz var' maili gercekten gune cok guzel bi baslangic oldu.
hatta fazlasi bile oldu.
evet bu biraz fazla oldu.
cok uzatmaya gerek yok, erdem'lerin grubu disinda hicbir grup bunu yapmakla ugrasmadi. yapmayi dusunmedik bile.
.
.
.
.
hepimiz liseden mezun olali cok oldu, bunu burdaki insanlara anlatmak hala biraz zaman istiyor.

10-11/5 persembe-cuma

bu iki gunu birbirinden ayiran ozellik sadece tarihleri sanirim. onun disinda, yaptiklarimiz da, yapamadiklarimiz da, hava da, yagmur da, soguk da ayni. gercekten cok soguk hava. isler de giderek ustuste binmeye basladi. sali'ya teslim var, ve hemen hemen hicbirimizin elinde somut bi fikir veya urun yok. bakalim ne zaman olucak. hepimiz heyecan icinde o gunu beklemekteyiz.

proje icin once isik ve renk uzerine calisicaktik, daha dogrusu persembe gunune kadar oleydi, bi suru fikir yarattik, goruntu bulduk, sketch'ler yaptik, gectik valerie'nin karsisina. valerie tabi ki cok sevimli degildi yine. biz yine dinledik dinledik solediklerini, ama ben dinlemeye dayanamadim sonunda. gerci konustum da ne oldu, masadan sinirle kalkmama yaradi bitek. bu sevimsiz toplanti da valerie'nin bizim 2 gun ustunde ugrastigimiz fikirlere 5 dakkalik is demesi ve hepsini cop yapmasiyla son buldu. elimizde koca bi 0'la masadan kalktik. ben bir de beynimin sinirden zonklamasiyla.

ertesi gun yine ayni yere gitmeler, yine fotograf cekmeler, dona dona ama cok isteksiz birseyler yapmaya calismalar..yarin devam ederiz dedik, biraktik ogleden sonra. sanirim hepimizin istegi kacti, ve sanirim bundan sonra yaptiklarimizin hepsinde biraz mecburiyet faktoru olucak.
olsun bakalim.
bakalim..
gorelim neler olucak...

vendredi 11 mai 2007

9/5 carsamba




sehrin genelinde cok fazla birsey goremeyince sanirim en iyisi detaylara inmek.

hala calisiyoruz, hala kafa patlatiyoruz, hala gidip parklarda, oralarda, buralarda fotoraflar cekiyoruz, cok guzel fotoshop'lar falan yapiyoruz, ama sanirim artik bu isi hepimiz biraz daha hafife aliyoruz. kotu anlamamak lazim bunu, sinirlarimiz biraz daha belirlenince, ne yapacagimiz biraz daha kesinlesince, gozlerimizi biraz da kendi gormek istediklerimize ceviriyoruz.

benim ayrintilara cevirdigim gibi mesela.
ben hayatimda hic bir sehirde bu kadar farkli kapi kulbu gormemistim.
belki de her yerde vardi, ben hic dikkat etmemistim.
burda, bi de iste bunu ogrendim.

mercredi 9 mai 2007

8/5 sali


konumuz sehrin icindeki sinirlar diyoruz diyoruz, is proje konusmak olunca, hicbisey diyemeden kaliyoruz. bugun yine kaldik mesela ayni sekilde. hep biyerde takiliyoruz, ileri nasi gidecegimizi bilemiyoruz. cektigimiz resimler de bir yere kadar yardimci olabiliyor bize. hocamiz valerie'yle konustuk bugun, resimleri bire indirin, cok bogulacaksiniz hepsiyle dedi. sonra da oturduk, nedir bundaki sinirlar dedik. bir tarafimiz park, diger tarafimiz bina. o kadar degil ama iste, isin icine girince. fiziksel ve mental bir sinir koymamiz yetmedi, en azindan isimizi gormedi; her iki taraftaki kokuyu, isigi, golgeyi, rengi, sesi, insanlari, insanlarin varligini dusunduk, hepsini birer sinira donusturduk. yada en azindan hala bunun uzerinde calisiyoruz. bunlar kesinlesince, binalarda calisan insanlarla parki, parktaki insanlarla da sehri olabildigince homojen bi sekilde birbirine katmak, aralarinda bi iliski yaratmak bi fikir olabilir. yada bunun sadece bir kismi. yada belki de tamamen farkli birseyler. hep boyle iste; her gun bi suru fikir geliyo, her gun bi suru fikir ucuyo gidiyo. artik birseyleri tutmanin, yakalayip birakmama zamani...

7/5 pazartesi


buldum.
bu sehirde bize truman show cektiriyorlar tekrar.
kesin karar verdim ben buna.
ciddiyim.

burda hersey fazla yerinde, hersey cok duzenli, arabalar, insanlar, binalar, kuslar, agaclar, sokaklar, bankalar..biz gelmeden once sahne kurulmus, herkes 28 nisan gunune hazirlanmis, biz gelmisiz de film baslamis gibi. sanki herkes bizim icin oynuyor, arabalar bizi gorunce hemen duruyor, biz hepsini gorelim diye bi gun deli gibi yagmur yagiyor, ertesi gun gunes aciyor.
gecen gunlerden birinde, ufacik merkezde aradigim bir yeri bulamayinca emin oldum bu kararimdan zaten, kesin bunlar sehir buyuk dursun diye sahneleri de degistiriyorlar arada bir, yeni restoranlar dukkanlar ekliyorlar..

gulmeyin!
ben ciddiyim.

samedi 5 mai 2007

5/5 cumartesi



cumartesi falan dinlemeyiz biz, sabahin 9unda studyoda acariz uykumuzu! kime yapacagimizi bilmedigimiz ve genel olarak proje konumuzu kapsayacak olan 3 dakikalik presentation icin bu kadar erken geldik calismaya, erken de bitti iyi oldu. oglen 3 gibi slaytlari hazirlamistik, saat 7'ye cok vardi, studyo cok sogumustu ve ben butun bunlari yanyana koyunca 1 hafta sonunda ilk kez kendi istegimle, kendi istedigim yerleri gezmeye karar verdim, ciktim gittim ofisten! otobuse de binmedim, sehrin bi ucundan diger ucuna yurudum (evet cok yurumusum gibi duruyo ama yarim saatten fazla surmedi). bu kadar kisa zamanda olur mu bilmiyorum ama ufak capta bir deformasyon sonucu yine dukkanlarin yollarla kesistigi yerlere, parkla sehrin arasinda ince sinira, agaclarin bittigi yerde neyin basladigina falan dikkat ede ede yurudum, sora dedim ki kendime, biraz da bos bak etrafa! bakamadim. iyi bisey midir acaba bu?

sonra donus yolumda, her onunden gecisimde agzimin suyunu akitan, ama baska seyler pesinde kosusturmaktan bir kere bile giremedigim galeriye girdim. bronz ve camdan yapilmis mukemmel heykeller iceride o kadar sakin, o kadar huzurlu duruyordu ki dinledigim muzik bir an cok gurultulu geldi, onu bile degistirdim. o mukemmel heykelleri yapan insanin adi Peter Mandl, gezmeye doyamadim desem abartmam. yukaridakilerden sanatcinin onunde duran benim vitrinde gordugum heykel, digeri de baska bir ornek, ve bu sahis takip edilecek bir insan, ona karar verdim. cikarken de, kosede bir sandalyede sakin sakin oturan adama 'sanatci hakkinda nereden detayli brosur bulabilirim?' diye sordum, 'well my works are not on a brochure but..' diye basladi, o anda anladim ki o super seyleri yaratan super insan benimle konusmaktaydi! sanirim bugunun en super ani da bu oldu..

bunlarin devaminda, ofise dondum, zaten hazir olan presentation'in ustunden bir kere daha gectik, sonra da yukari cikip, cumartesi aksami saat 7'de bizi dinlemekten daha iyi bir isi olmadigina inanamadigim insanlara sunduk! ama program binmemisti. bizden sonra da bir dans performansi var dediler, bekledik onu da. normalinin 50 kati buyuklugunde sisirilmis bir naylon torba ve onun cevresinde dans eden siyahlar giymis bir kadin(dans etmek fiilini bilerek tirnak icine almadim, o kadari ayip olur diye, yoksa icimden o geliyodu). uzun uzun anlatmicam; anlamiyorum ben boyle seyleri. gercekten. dansi seviyorum, tiyatroyu sevmiyorum ve bole seyleri anlamiyorum. belki de cok derin, cok fazla sey anlatiyo o kadin naylon torbanin etrafinda donerken, ama ben anlayamiyorum. anlamadigim bi suru seyi anlamak, ogrenmek icin cok caba sarfediyorum ama bu tur seyler icin onu bile yapmiyorum.


bu arada, ilgilenen olursa:
http://www.petermandl.se/

4/5 cuma


bugun artik projeler biraz belirmeye basladi sanirim. yeni ama gecici hocamiz audrey hepimize sordu neler dusundugumuzu, hepimiz anlattik, ama sonunda onunla konusmalarimiz sonucunda hepimiz fikrimizi degistirdik. cok yararli oldu onunla konusmak, hem biraz daha toparladi fikirlerimizi, hem biraz daha serbest birakti bizi. ki bu uzun zamandir ihtiyacimiz olan birseydi, serbest olmak, sehri icimizden geldigi gibi gormek, saat siniri olmadan.
ben grubumla ciktim saatlerce yurudum, sehrin icindeki sinirlari arastirdik, park nerde baslar nerde biter, renkli plastik oyuncaklarin satildigi, cikolatayla kapli muzlarin yapildigi, bir tarafinda queen, diger tarafinda cin muzigi calan, sagi krep, solu tutsu kokan, herseyin cok fazla renkli ama hic cekici olmadigi o buyuk oyun alaninin sehrin meydanina nasil igreti sekilde kondurulur buna hayretle baktik, inanamadik, biz bunun uzerine calisalim dedik. fotograflar cektik, ofise geldik, photoshoplarla ugrastik..
hala ugrasmaktayiz...

vendredi 4 mai 2007

3/5 persembe


kirchberg'e gittik bu sabah, luxembourg'un 3 onemli noktasindan biri. avrupa birligi'nin bazi institutionlari icin tamamen yeni yapilmis kocaman enteresan binalar, nereye baksan cam, nereye baksan celik konstruksiyon, nereye baksan gokyuzu sadece tepede, ilerisi hep bina bina bina. korkutucu biraz. biraz da karaktersiz geldi bana. 3.5 kilometre boyunca bir yolun kenarina guzel binalar, kocaman heykeller, piril piril kaldirimlar yapsan da, onlarin hepsine ayni amacla, ayni zamanda ayni sekilde baslaninca cok plastik, cok kuru geliyor bana. ya da ilk defa bu kadar etkiledi bu acidan. 1 kilometre otede o kadar sade ve zarif bir hayat akip giderken, paranin ve gucun bunu bile ne kadar degistirebildiginin kaniti oldu hepsi. binalarin bazi katlari hala bos, yollar issiz, kaldirimlar insansiz. traffic jam'den bahsediyolar bi de dalga gecer gibi. bugun buraya geldigimden beri ilk trafigi gordum, arka arkaya 7 araba, ondeki yavas gidiyo digerleri de yavaslamis. bu mudur? evet bu insanlar icin budur. olsun susuyoruz biz de, kirmiyoruz heveslerini.
21. yuzyilda trafiksiz yasamak buyuk utanc olurdu zaten..

ve iste quote of the day: " ben herkesi seviyorum artik, dunya vatandasi oldum!"

bizim studyo'nun kapisindan iceri bakan bi amcaya sevgiyle gulumseyip selam veren ayca ince kurdu bu cumleyi. taniyo musun???? diye sordum merakla, kendisi cevap verdi: e sorun da ordan zaten!!

jeudi 3 mai 2007

2/5 carsamba


o bikac gun once cocuklar gibi sen bi sekilde "hatta code yazip kendi web sayfaimizi olusturuyoruz" demistim ya, hala diyorum, ama sanirim ayni neseyle diil. gezip gormek, anlam aramak, anlam bulmak, anlam katmak cabalarimizin sonunda her gun bir de studio ya gelip o cabalarimizi code'lar vasitasiyla web sayfasina koymak saniyorum daha simdiden kulfet olmaya basladi. ne koyucaz, ne yazicaz, bu resim, o resim, scan ettik, code tuttu, space koyduk, space unuttuk resimler ustuste bindi vs vs..bana ilk gun cok eglenceli gelmisti, hep merak ettigim birsey oldugu icin sanirim, ama meslek olarak yapamazmisim onu anladim, iki gunde gozumuz bozuldu bin tane isaretten. nereye kadar diye sormak istiyorum icten ice, ama cevabi da biliyorum, son gune kadar!

bu kadar dertli konustuguma gore anlasilmistir, bugunun cok saati 'wiki' yapmakla gecti. artik 'wiki yapmak' hayatimizin onemli bi kismi, gez, dolas, yemek ye, su ic, wiki yap, yat uyu..
merak ettiyseniz wikimizi size de sunalim, bakin ne guzel wiki yapariz biz!

www.urbanlab2007.net

mercredi 2 mai 2007

1/5 sali


Enteresan biyer burasi. enteresanligi, hic bir enteresanliginin olmamasi.
evi duz, yolu duz, insanlari duz, havasi duz, gunesi duz, tasi duz, tepesi duz, agaci duz. dumduz.
hayatimda hic bu kadar duz bi ulke gormemistim. anlatilmaz yasanir.
yasiyoruz biz de. fikra gibi hem de. 6 fransiz, 3 italyan, 3 turk. allahtan bu 12 kisinin hicbiri duz diil. hic biri. o yuzden bu hic duz olmayan 12 kisiyi buraya cagirmislar, ulkemiz cok duz, sekil verin biraz diyolar. geziyoruz, inceliyoruz biz de, nereye ne sekil verilir dusunuyoruz. uc haftanin sonunda dusunmekten fazlasini yapmis olmayi umuyoruz.

cevremize bakiyoruz, hepsine bi anlam vermeye, olan anlamlari gormeye calisiyoruz.
sora studio'ya donup gorduklerimizi yaziyoruz, ciziyoruz, ustune bide code'lar yazip web sayfamiza koyuyoruz.

hakkaten enteresan biyer burasi.
hadi hayirlisi.

30/4 pazartesi


oma/amo'dan (ki bu aslinda logolarinda omamo diye yaziyo benim de cok hosuma gidiyo) talia dorsey'le gecti bugun gunumuz, yada en azindan gunduzumuz. bi gun oncesinden hepimiz generic city ve junkspace'i okuyup hazirlikli olarak gectik karsisina. artik ne kadar hazirlanilirsa o kadar, junkspace nedir seklindeki o en kritik soruya hala hicbirimiz net bi cevap veremiyoruz o ayri.! neyse. gectik karsisina, o bize sordu, biz ona sorduk, o nedir, bu nedir, yararli da oldu, kafamizin ici biraz daha doldu. ben daha onceden okumustum, singapur generic city ornegi midir dedim, evet dedi. sora da aslinda her sehrin generic city karakteri tasiyan yanlari olabileceginde karar kildik. istanbul'un bile mi?! diye sorduk, aslinda o konuda biraz kararsiz kaldik. peki junkspace? ohoo istanbul'da istemedigin kadar dedik. junkspace istenir mi ki zaten..bilmem? neyse.

sorasinda da gruplari olusturduk, az bucuk planlari konustuk, ve sanirim isin cidiyetinin anca farkina vardik!

29/4 pazar


okullarin pazar mefhumu olmaz tabi, o bize mahsus bi ozellik. saat 10 biz yine studio’dayiz. Dun gordumuz enstalasyonlarin sahipleri karsimizdaydi bu sefer, hem gorduklerimizi, hem eski projelerini anlattilar. Jung, koreli genc bir sanatci, luxembourgdaki projesi de acik havada, tabani tamamen ayna olan bir dans pisti. Ama bugun eski projelerinden bahsederken, onlardan birinden cok etkilendim ben. Kore’de bir anaokulu’ndaki cocuklardan resimler yapmalarini istemis, canlari ne isterse, daha sonra da onlari gercege donusturmus fotograflarla. Mesela kucuk bir kiz iki tane prenses arkada da havada ucusan yildizlar mi cizmis, jung 2 cekik kizi ayni resimdeki gibi giydirip, butun renkleri bire biri tutturup, arkaya da yildizlar asip onlarin resmini cekmis, ve ortaya neler neler cikmis! Cok basit, cok yaratici, cok eglenceliydi, bugunun belki de en icten, en sevimlisiydi.


ha bi de, 8 konusmacinin 3unun sony vaio'su, 5inin de macintosh powerbook'u vardi.
demek ki neymis, tasarim dendi mi, macintosh hala bi adim ondeymis.
ben de gittim buna dikkat ettim. eve gidince kendi laptopumu bidaha sevdim.

28/4 cumartesi



Kalabalik bir program bekliyordu bugun bizi. En azindan gunluk programin yazdigi sayfada daha cok satiri vardi bugunun. Beklenen tanisma konusmalari; biraz sikici olmakla beraber aslinda guzeldi de, farkli insanlar, bir daha nerde gorurum acaba? diye dusunduren insanlarla birlikte olmak, konusmak, paylasmak. Ve sonra sehrin heryerine ozenle dagitilmis, ama sehrin kucuklugunden birbirinden cok da fazla uzaklasamamis degisik enstalasyonlar gormek. Buydu bugun yaptigimiz! Hepsinden cok etkilendik mi? kendi adima, hayir. Ama bir kac sey vardi hosuma giden, Justin Bennett ‘in Oracle’I mesela. Yemyesil bir tepeden, yemseyil bir vadiye bakan bir bank, karsisinda kimbilir kac yildir ayni manzaraya doyan bir agac. Otur banka, bekle biraz, o agac sana bir kehanette bulunsun, hele ki yalnizsan, belki de tum dusuncelerini degistirebilecek bir fikir bulursun!
Ama orda bitmedi gun. Ilk kez grup psikolojisine girdik bu gece, 12 kisi, evet eksiksiz 12 kisi toplanabildik, ve once butun Luxembourg’un o gece orda oldugunu iddia ettigim meydana gittik; karanlik, sadece mumlarin aydinlattigi, ve uzaktan muthis gorunen! Tabi o kadar erken donulmezdi eve, bir iki bardak biseyler de ictik, birbirimizin adini ogrendik, soyledik, soyleyemedik, ama olsun, ilk haftanin ilk gecesi icin iyi is becerdik!

27/4 cuma


Sanirim yolun uzunlugu da, uykusuzlugumuzun dozu da, bavullarimizin agirligi da oldukca yordu bizi yolculuk boyunca, ama luxembourg’a vardigimizda iyi bir baslangic karsiladi bizi, guzel bir yere yerlestik, once 2 odaya uc kisi yayildik, sonrasinda herseyin o kadar da rahat olmak zorunda olmadigini farkettik. odalarimizi diger ogrencilerle paylastik, dolaplara sikistik.. Herseye ragmen sorunsuz bir baslangic oldu, studio ya gidip gelecek uc hafta birlikte calisacagimiz insanlarla, ogretmenlerle tanistik, sonrasinda da ilk gun yapilabilecek en onemli seye girisip eve yemek alisverisi yaptik.
O yorgunlukla butun bunlarin arkasindan gelecek olan sey de belliydi zaten, saat 9, ve yorgunluktan fisi cekilmis insanciklar, yani biz…..

ama son olarak, en onemli noktayi, adimiz, geyigimizi aciklamadan kapatmayalim konuyu. neden tasarim geyigi? neden geyik? cunku cevremize baktigimizda gordugumuz heykellerin, afislerin, panolarin, haberlerin, resimlerin, otobuslerin neredeyse hepsinin bi kosesinde mavi bi geyik var; 2007 luxembourg kultur baskenti amblemi olarak. henuz tasarimci, sehir planlamacisi, veya luxembourg'lu olamadik belki ama (ki sonuncuyu olmak icin iki kere dusunmeyi tavsiye ederim) ilk gunden algimizin yarisi geyige endekslendi bile!


giris buydu,
gelisme ve sonuc
onumuzdeki gunlerde.