

cumartesi falan dinlemeyiz biz, sabahin 9unda studyoda acariz uykumuzu! kime yapacagimizi bilmedigimiz ve genel olarak proje konumuzu kapsayacak olan 3 dakikalik presentation icin bu kadar erken geldik calismaya, erken de bitti iyi oldu. oglen 3 gibi slaytlari hazirlamistik, saat 7'ye cok vardi, studyo cok sogumustu ve ben butun bunlari yanyana koyunca 1 hafta sonunda ilk kez kendi istegimle, kendi istedigim yerleri gezmeye karar verdim, ciktim gittim ofisten! otobuse de binmedim, sehrin bi ucundan diger ucuna yurudum (evet cok yurumusum gibi duruyo ama yarim saatten fazla surmedi). bu kadar kisa zamanda olur mu bilmiyorum ama ufak capta bir deformasyon sonucu yine dukkanlarin yollarla kesistigi yerlere, parkla sehrin arasinda ince sinira, agaclarin bittigi yerde neyin basladigina falan dikkat ede ede yurudum, sora dedim ki kendime, biraz da bos bak etrafa! bakamadim. iyi bisey midir acaba bu?
sonra donus yolumda, her onunden gecisimde agzimin suyunu akitan, ama baska seyler pesinde kosusturmaktan bir kere bile giremedigim galeriye girdim. bronz ve camdan yapilmis mukemmel heykeller iceride o kadar sakin, o kadar huzurlu duruyordu ki dinledigim muzik bir an cok gurultulu geldi, onu bile degistirdim. o mukemmel heykelleri yapan insanin adi Peter Mandl, gezmeye doyamadim desem abartmam. yukaridakilerden sanatcinin onunde duran benim vitrinde gordugum heykel, digeri de baska bir ornek, ve bu sahis takip edilecek bir insan, ona karar verdim. cikarken de, kosede bir sandalyede sakin sakin oturan adama 'sanatci hakkinda nereden detayli brosur bulabilirim?' diye sordum, 'well my works are not on a brochure but..' diye basladi, o anda anladim ki o super seyleri yaratan super insan benimle konusmaktaydi! sanirim bugunun en super ani da bu oldu..
bunlarin devaminda, ofise dondum, zaten hazir olan presentation'in ustunden bir kere daha gectik, sonra da yukari cikip, cumartesi aksami saat 7'de bizi dinlemekten daha iyi bir isi olmadigina inanamadigim insanlara sunduk! ama program binmemisti. bizden sonra da bir dans performansi var dediler, bekledik onu da. normalinin 50 kati buyuklugunde sisirilmis bir naylon torba ve onun cevresinde dans eden siyahlar giymis bir kadin(dans etmek fiilini bilerek tirnak icine almadim, o kadari ayip olur diye, yoksa icimden o geliyodu). uzun uzun anlatmicam; anlamiyorum ben boyle seyleri. gercekten. dansi seviyorum, tiyatroyu sevmiyorum ve bole seyleri anlamiyorum. belki de cok derin, cok fazla sey anlatiyo o kadin naylon torbanin etrafinda donerken, ama ben anlayamiyorum. anlamadigim bi suru seyi anlamak, ogrenmek icin cok caba sarfediyorum ama bu tur seyler icin onu bile yapmiyorum.
bu arada, ilgilenen olursa:
http://www.petermandl.se/
Aucun commentaire:
Enregistrer un commentaire