mardi 12 juin 2007

2.gün: Trenle kuzeye yolculuk ve the transient city



Biz gelmeden önceki birkaç gün boyuna ülkeyi keşfe çıkan grup güneye, demir endüstrisinin yoğun olduğu bölgeye gitmişti. Biz de kuzeyde Belçika sınırına kadar gittik. En büyük şehri başkenti olan ülkenin, geriye kalan büyücek noktalarında trenden indik ama aynen geri bindik çünkü tüm tren istasyonları otopark ile doluydu. Belçika'dan, Almanya'dan ve Fransa'dan Luxemburg'a çalışmaya gelenler sınırı geçince arabalarını buralarda park ediyor ve şehre tren ile devam ediyorlar.



Biraz tren, biraz otobüs derken birçok "bekleme" ile şehre geri dönüyoruz.

Projenin konu başlığı olan "transport infrastructure: re-construction of time" için genel bir bakış açımız oluştu artık, çok sorun yok... O zaman sorun yaratmalı...
Küratörlerin de bakışı aynı yönde... "delay"...

Benim nezdimde Luxembourg'a varışım zaten rötarlı idi. Bari bir anlamı olsun!

So here goes the brief:

Presently cities are designed or reconstructed to promote mobility, accelerate flow, and enhance efficiency. Modern technologies have altered the spatial and temporal dimensions between and within cities all over the globe. Transportation infrastructure systems are evaluated based on their adherence to schedule and overall swiftness. How does the pace of movement networks alter the collective urban experience and public spaces? Should precision and efficiency be the ultimate goal of a city's transportation infrastructure? We intend to question the contemporary fixation with speed and to explore the potentials of designed delay.

Cities are ever-changing dynamic processes that are experienced as permutations of space and time. Time is often referenced in theoretical discourses in architecture, yet its application is less evidenced in the practice or execution of design.

This project proposes to apply architectural and spatial tools to design time as a material to reconsider and reconstruct the transportation system and transient spaces of Luxembourg. Here time is not proposed to be an instrument or metaphor to design space, rather time is treated as a substance to be shaped. The latent possibility of this process is to redesign the urban experience by altering the temporal operations of the city and to generate a truly temporal organization model for urban practice rather than designing according to spatial/formal imagery.

Büyük kelimeler değil mi?

Urban Lab projesinin genel problemi, şehrin tüm bu değişimlere müsait olmasına rağmen aslında ülkenin insanlarının buna hiç de açık olmaması.. Tüm değişimler, endüstri kollarını kapatmış bir devletin sadece finansla çok da bir yere varamayacağını anlamış devlet yönetiminin zorlaması...

Ülke nüfusunun daha fazlası gün içinde komşu ülkelerden gelen çalışanlardan oluşuyor. Bir üniversite yok. Kişi başına düşen gelir çok fazla bu nedenle pahalı bir bölge. Öğrenciler için çok da kolay değil. Bir kampus kurmak yerine AB Finans bölgesi kurulmuş, ve bankacılar öğrencilere tercih edilmiş. (İngiltere'nin tam da aksine)

İlk başta her şey mantıklı geliyor. Ancak Kirchberg'i gördükten sonra problemlerin nerden kaynaklandığını açıkça görüyoruz... Yatırımını tek bir kanala - bu kanal para yönetimi bile olsa - odaklamış bir ülke, B planını nasıl yapmalıdır?

2007'de tabiki ikinci kez Avrupa Kültür Başkenti olmak ister. Bu sefer şehir yetmez tüm ülkeyi ve sınır bölgelerini de katar içine... Kendine yeni bir imaj çizmek ister. Avrupa'nın başkentlerinden biri olmaya aday gösterir kendini...

Ve bir dizi urban lab ile şehrin yerel ve "passer-by" kullanıcılarına ulaşmak ister... Ulaşabilecek midir?

Biz burada 13 tasarımcı, İsa ve havarileri kadar bir etki yaratamayacak olmanın verdiği buruklukla belki göze çarparız diye bir uğraş içindeyiz.

Her tasarımcının ve her sanatçının bir doktor gibi oynadığı tanrıcılık hiçbir yere olmadığı gibi burada da olamayacak.

İronimiz içimizde saklı, verilen görevi yapacağız... Ne derler: 1 kişiye ulaşsak kardır...

Ay gülesim geldi...

Aucun commentaire: