vendredi 15 juin 2007

9/6/07



Günlerdir sağlanamayan iletişim en sonunda oldu: Juan Du ile msn üzerinden konuştuk ve feedbacklerimizi aldık.

Golf the city konusunu çok beğendi ve inovasyona açık buldu. Harika! Artık çalışmaya başlıyoruz.

Bu gece Paris-Luxembourg tren hattında hızlı tren devreye giriyor. Paris artık sadece 2 saat uzaklıkta...
Tren garında akşam saatlerinde bir parti veriliyor.
Aslı ile keşfe çıkıyoruz labden kaçıp..
Bir big band havasında yağmurun altında Sinatra ve garip Alman marşları çalan grubu dinleyenlere, bedava biradan erkenden sarhoşlara, yemek sırasındaki sosisçilere, nerede olduğunu anlamaya çalışan puset bebeklerinin içine karıştık...

Gördüğüm manzaradan şaşırmış haldeyim. İçimdeki sosyolog fırladı ve açtı gözlerini. Yolda Virginia'ya rastladık, harika İtalyan kadını, burda hiç Luxembourg'lu yok dedi.
Şehirde Luxembourg'luya rastlamak iyice zor... Hepsi çok Luxembourgeoisie!



Kalabalığa döndük. İçine karıştığımız kalabalık sahnenin önüne oturmuş yaşlı bir çiftten, yanlarında dans eden şarhoş yalnız kadından, diğer tarafta dumanlı asi gençlerden ve göçmen ve yerel işçilerden oluşuyor...

Bedava konser ve bedava bira Luxembourg'da demek bu anlama geliyormuş.



İlgimi çeken ve aslında çok da rahatsız eden bir şey var...
Ne kadar eleştirsem de, batı ve doğu insanının sosyal alanda davranışlarındaki en belirgin özellik birbirleri arasına koydukları mesafedir. Doğulu mesafeyi yok sayar, dibinden yürür, gözlerini diker, çarpar, dokunur.. Bundan rahatsızlık duymaz, çekinmez. Gözlerini dikip baktığında onun malı olabilirsin tabiri caizse... Oysa Batılı, seninle göz göze gelmekten çekinir, uzak durur sana, çarparsa özür diler. Sokağın ortasında başına bir şey gelse yardım da etmez ama..
İkisini de eleştirebiliriz iyi ya da kötü diye...

Luxembourg bu gece, aldığı işçi göçü ile kendini içinde bulduğu kültürel karışımı tam bir 'freak show'a dönüştürmüş durumda. Kötü bir Big Fish kopyasında gibiyim. Ne tarafa baksam bir garip insan güruhu ile çevriliyim. Korktum. Doğu'nun ve Batı'nın ortasından çıkmış bir hybrid olarak korktum.

İnsanların can sıkıntısından ne yapacaklarını bilemedikleri bir şehirde kendini içkiye vurmaları normal elbet... Böyle diyorum demesine ama İngiltere, gururlu bir işçi ve göçmenler ülkesi ve pub'larıyla ünlü ada hangi partide böyle bir profil sergilemiştir bilmiyorum... Tecrübeyle sabit, olduğunu sanmıyorum da...

İşin daha enteresan tarafı ise tüm bu yamuk elitist bakıştan görülen freak show'un aslında Luxembourg'un saklamak istediği yanı olduğunu fark etmemizdi.

Çünkü birkaç gün geçmeden anladığımız şey, kaldığımız otelin sokağının "sex center" oluşu... Çalıştığımız lab'den eve dönüş yolunda geçtiğimiz sokaktaki ilkokulun önünde akşam saatleri kadın trafiğinin olduğu... Ve tren garının sokak alkoliklerinin ve junkie'lerinin mekanı oluşuydu... Birçok gar alanı - ki transportation için önemli bir nokta - bu tür problemlerle yüzyüze...

E böyle bir mekanda verilen partinin Luxembourg'un yaratmaya çalıştığı yeni imajdan çok daha farklı bir görüntü sergilemesi normal dedik...

Ve eve döndük...

Ben sakin sakin evde otururken bir anda kapı çaldı... Açtığım gibi bir sürü dilden doğumgünün kutlu olsun şarkıları başladı!! Aslı ve Aslı'nın mükemmel organizasyonu sayesinde Türkiye'de resmi olarak doğumgünüme girdiğimizde, şarap, ordövr ve pasta ile kapıma dayandılar! :)

Bu yaştan sonra artık mum üflemek yok, gül koklayacaksın dediler :)

Tek kelimeyle harikaydı!

Bir cumartesi gecesi olmanın verdiği coşku ile the Grund'a gittik ve bu şehirde haftasonları nasıl eğleniliyormuş baktık... Tabiki de şehrin en kuytu köşesindeydi eğlence.. Dipdibe.. Kolkola... Sokaklara taşarak... Ve dans ederek... En azından ben dünyanın en enternasyonel doğumgününü kutlayan 27 yaşında biri olarak çook mutluydum.




Aslı ve Aslı'ya burdan kocaman teşekkür!



Aucun commentaire: